Dar sokakları olan bir şehirde yürüyordu. Rutubet kokusuna bile alışmıştı. Tekdüzeliğin getirdiği kine, hırsa, bencilliğe...hepsine alışmıştı. Ne zaman bu alıştıkları üzerine sinse doğaya sığınmıştı. Sanki kuş cıvıltıları ya da kertenkelenin sürünürken çıkardığı ses tüm şehrin gürültüsünü emiyordu ve tekrar baştan... Gürültüde kaybolmak. Dahası gürültüye dönüşmek. İşte bundan korkuyordu daha büyük korkusu korkulanın kapıda bekleyeceği bilinciydi. Doğanın kanunuydu. Kaçan kovalanırdı. Belki de bu yüzden her seferinde arkasına dönüp korkularıyla dans etmişti. Aslında dans etmeyi seviyordu da, bilmediği bir şarkıda ritmin getirdiği tüm yenilikleri kendi ruhunda görmek onu büsbütün heyecanlandırırdı. Bilinmezliğe olan hayranlığı kadar bilinenin rahatlığına özlem duyardı.
Hızlandı. Bu sokakların sonunda bir deniz olmalıydı. Şimdilerde durulmuş yavaş yavaş kıyıya vuran sonra tekrar merkezine dönen dalgaları... evet buralarda bir yerlerde. Daha önce de yol almıştı bu kaldırımda. Her şey tanıdıktı. Yürüdüğü yolu tekrar yürümekten, okuduğu kitabı tekrar okumaktan ya da izlediği filmi tekrar...tekrar tekrar, bunu sevmiyordu. Bu kadar hızlıyken sevmiyordu. Bilinmeyenleri düşündükçe hızını arttırdı. Adımları betondan tozlar çıkarmaya başlamış, etraftaki görüntüler bulanıklaşmış... bilindik bir bilinmezliğe doğru ilerliyordu. Sesler boğuktu. Öyle uzaktan geliyor ve öyle fazlaydı ki... önemsemedi. Önemseyemiyordu, neden hızlandığını bile unutmuştu. Adımları düzensizleşmiş, saçları kendi rüzgarında dalgalanıyordu. Elbisesinin fileleri takılıyor, yırtılıyor... önemsemiyordu, belki de farkında değildi.
Durmuştu. Yerdeydi. Sersemlemişti. Bedeni, şehrin betonunda artık daha fazla yer kaplıyordu. Bu...rahatsız ediciydi. Başı dönüyor, hafif midesi bulanıyordu; tansiyonu düşmüş olmalıydı. Elini başına götürdü, kanın sıcaklığını hissetti. Duvara çarpmış olduğunu farketti, çıkmaz sokağa girmiş olmalıydı. Geriye dönüp yürümek için kalktı. Hayır çıkmaz değildi sokak, hızından sola dönen yolu görememiş hatta önünü görememişti.
Sola döndü. Adımları artık kaldırımı dövmüyordu. Renkler belirginleşmiş, çocuk sesleri duyulmaya başlamıştı. Gülümsedi. Yürüdüğü yolları düşündü, tanıdığı insanları, fikirleri... Bir çok hayat tanımıştı. Zihninde rengarenk bir dünya oluşmuş, cümbüşe dönüşmüştü. Gözlerini yerden kaldırıp denizi gördüğünde heyecanlanmadı bile. Aslolan yolun kendisiydi, tekrar gülümsedi. Ah' bu yolu gerçekten seviyordu :)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder